Gezegenimizin Akciğerleri Olarak Tanımlanan Yer Neresidir?
Alphanova ziyaretçileri için hazırladığımız bu rehberde Gezegenimizin akciğerleri olarak tanımlanan yer neresidir hakkında bilmeniz gerekenleri anlatıyoruz.
Bazen bir ormanın fotoğrafına bakarken yalnızca ağaçları görürüz. Yeşilin tonları, nehirler, sis, uzaklarda yaşayan hayvanlar… Fakat biraz daha uzun baktığımızda, o görüntünün ardında insanların hayatlarını, geçim biçimlerini, inançlarını, çatışmalarını ve gelecek kaygılarını da fark etmeye başlarız. Benim için “gezegenimizin akciğerleri” ifadesi de tam olarak böyle bir düşünme fırsatı yaratıyor. Çünkü bu ifade ilk bakışta biyolojik bir benzetme gibi görünse de aslında toplumla doğa arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğuna dair çok daha büyük bir hikâyeye açılıyor.
“Gezegenimizin akciğerleri” ifadesi çoğunlukla Amazon Yağmur Ormanları için kullanılır. Brezilya başta olmak üzere Peru, Kolombiya, Bolivya, Venezuela, Ekvador, Guyana, Surinam ve Fransız Guyanası’na yayılan Amazon havzası, dünyanın en büyük tropikal orman sistemlerinden biridir. Ancak burada önemli bir bilimsel ayrıntıyı baştan belirtmek gerekir: Amazon’u kelimenin tam anlamıyla Dünya’nın “akciğerleri” olarak görmek doğru değildir. Oksijen üretimi ve tüketimi karmaşık ekolojik döngüler içinde gerçekleşir; Amazon’un küresel önemi daha çok karbon depolama, su döngülerinin düzenlenmesi, biyolojik çeşitlilik ve iklim sistemleri üzerindeki etkileriyle ilgilidir. IPCC de tropikal ormanların bölgesel ve küresel iklimin önemli düzenleyicileri, doğal karbon yutakları ve biyolojik çeşitliliğin temel merkezleri olduğunu vurgulamaktadır.
Dolayısıyla “gezegenimizin akciğerleri” dediğimizde aslında yalnızca ağaçlardan değil, insanların ve doğanın birbirine bağlı olduğu devasa bir sosyo-ekolojik sistemden söz ediyoruz.
Amazon’u Yalnızca Bir Orman Olarak Görmek Neden Yetersizdir?
Bir ormanı yalnızca ağaçların bulunduğu fiziksel bir alan olarak tanımlamak, orada yaşayan insanların toplumsal gerçekliğini görünmez hâle getirebilir. Oysa Amazon’da milyonlarca insan doğrudan ya da dolaylı olarak orman ekosistemleriyle ilişki içerisindedir.
Burada “toplum” ve “doğa” birbirinden tamamen ayrı iki alan değildir. İnsanlar toprağı kullanır, nehirlerden yararlanır, tarım yapar, balıkçılık gerçekleştirir, orman ürünlerini toplar. Aynı zamanda ormanın yapısı da insanların yaşam biçimlerini belirler. Ulaşım yolları, yerleşim biçimleri, ekonomik ilişkiler ve hatta gündelik zaman algısı büyük ölçüde coğrafi koşullarla şekillenir.
IPCC verilerine göre yaklaşık 800 milyon insan tropikal ormanların içinde veya hemen çevresinde yaşamaktadır. Ormana bağımlı topluluklarda geçim kaynakları, toplumsal cinsiyet, arazi kullanımındaki değişimler ve orman kaynaklarına erişim, iklim değişikliği karşısındaki kırılganlığı belirleyen önemli unsurlar arasında yer almaktadır.
Burada sosyolojik açıdan kritik soru şudur:
Orman kimin?
Bu soru ilk bakışta hukuki bir soru gibi görünür. Fakat aslında güç ilişkileriyle ilgilidir.
Bir devlet ormanı ulusal bir kaynak olarak görebilir. Bir şirket aynı alanı ekonomik yatırım potansiyeli taşıyan arazi olarak değerlendirebilir. Yerli bir topluluk ise aynı bölgeyi atalarının toprağı, yaşam alanı ve kültürel hafızasının parçası olarak görebilir.
Aynı coğrafyanın bu üç farklı anlamı, kaçınılmaz olarak çatışma yaratabilir.
Toplumsal Normlar ve Amazon’da Doğayla Kurulan İlişki
Toplumsal normlar, insanların belirli durumlarda nasıl davranmaları gerektiğine ilişkin yazılı veya yazısız beklentilerdir. Ne yiyeceğimizden çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimize, toprağı nasıl kullanacağımızdan hangi ekonomik faaliyeti “başarılı” sayacağımıza kadar hayatımızın büyük bölümünü etkiler.
Amazon’da farklı toplulukların ormana ilişkin normları birbirinden oldukça farklı olabilir.
Bir topluluk için ormanın ekonomik değerini korumanın yolu belirli ağaçları kesmemek, nehirleri temiz tutmak ve avlanmayı mevsimsel olarak sınırlamak olabilir. Başka bir ekonomik sistem için ise aynı orman, kereste, madencilik veya tarım arazisi olarak değerlendirilebilir.
Bu farklılık yalnızca “iyi insanlar ve kötü insanlar” şeklinde açıklanamaz. İnsanların davranışlarını içinde bulundukları ekonomik yapı, mülkiyet sistemi, devlet politikaları, piyasa koşulları ve geçim zorunlulukları şekillendirir.
Tam da burada sosyolojinin önemli bir katkısı ortaya çıkar: Bireysel davranışların arkasındaki toplumsal koşullara bakmak.
Bir çiftçinin orman alanını tarıma açmasını yalnızca kişisel bir tercih olarak görmek kolaydır. Fakat toprak dağılımındaki eşitsizlik, kredi olanakları, ürün fiyatları, devlet teşvikleri veya bölgedeki altyapı yatırımları incelendiğinde aynı davranışın çok daha karmaşık bir toplumsal zemine sahip olduğu görülebilir.
Cinsiyet Rolleri: Orman Herkes İçin Aynı Anlama Gelmez
Amazon’daki çevresel dönüşümü anlamaya çalışırken cinsiyet ilişkilerini göz ardı etmek önemli bir eksiklik olur.
Cinsiyet rolleri, kadınlara, erkeklere ve farklı toplumsal cinsiyet gruplarına toplum tarafından yüklenen beklentiler ve sorumluluklardır. Bu roller, doğal kaynaklara erişimi ve çevresel karar alma süreçlerine katılımı da etkileyebilir.
Örneğin bir toplulukta erkeklerin kereste, madencilik veya ticari tarım gibi gelir getirici faaliyetlerde daha görünür olması; kadınların ise su, gıda, çocuk bakımı, ev içi üretim ve bazı orman ürünlerinin toplanmasıyla daha fazla ilgilenmesi mümkündür.
Bu durumda ormansızlaşmanın sonuçları kadınları ve erkekleri aynı şekilde etkilemeyebilir.
Kolombiya Amazonu üzerine toplumsal cinsiyet ve kesişimsellik perspektifiyle yürütülen araştırmalar, ormansızlaşma ve çevre suçlarının kadınlar ve erkekler üzerinde farklı etkiler oluşturabildiğini; toplumsal cinsiyetin etnisite ve yaş gibi diğer eşitsizliklerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Görünmeyen emek meselesi
Burada daha genel bir sosyolojik meseleyle karşılaşıyoruz: görünmeyen emek.
Bir ormanın korunmasında yalnızca resmi çevre görevlilerinin veya uluslararası kuruluşların rolü yoktur. Su getirmek, yiyecek üretmek, çocuklara çevre bilgisini aktarmak, geleneksel bitkilerin kullanımını bilmek veya topluluk içindeki dayanışmayı sürdürmek de ekolojik yaşamın devamlılığı açısından önemlidir.
Fakat bu işlerin önemli bir bölümü ekonomik istatistiklerde görünmez.
Bu nedenle çevre politikalarının yalnızca “kaç hektar orman korundu?” sorusuna değil, “bu koruma sürecinde kim ne kadar emek verdi ve kararları kim aldı?” sorusuna da cevap vermesi gerekir.
Kültürel Pratikler ve Geleneksel Ekolojik Bilgi
Amazon’daki yerli toplulukların kültürel pratikleri, ormanı yalnızca ekonomik bir kaynak olarak görmeyen farklı ilişki biçimlerini ortaya koyar.
Örneğin Ekvador Amazonu’ndaki Kichwa topluluklarının “chakra” adı verilen üretim sistemleri, çeşitli ürünlerin ve tıbbi bitkilerin orman ekosistemiyle birlikte yetiştirilmesine dayanır. IPCC, bu tür sistemlerin yüksek agro-biyoçeşitlilikleri ve çevresel değişimlere karşı dayanıklılıkları nedeniyle önemli olduğunu belirtmektedir.
Burada “geleneksel bilgi” kavramını romantikleştirmemek de gerekir. Geleneksel olan her uygulama otomatik olarak sürdürülebilir değildir. Aynı şekilde modern olan her teknoloji de otomatik olarak yıkıcı değildir.
Sosyolojik açıdan daha verimli olan yaklaşım, farklı bilgi sistemlerinin nasıl oluştuğunu ve hangi koşullarda işe yaradığını araştırmaktır.
Ormanı canlı bir varlık olarak düşünmek
Bazı Amazon topluluklarında insan ile orman arasındaki ilişki, Batı’daki doğa-insan ayrımından farklı biçimlerde kurulabilir. Orman yalnızca “dışarıdaki doğa” değildir; insanların kimliğinin, tarihinin ve toplumsal ilişkilerinin bir parçasıdır.
2025’te yayımlanan bir araştırma, Brezilya’nın güneybatı Amazonu’ndaki 19 Apurinã yerli bölgesini 2001-2021 arasındaki yirmi yıllık dönem üzerinden inceleyerek yerli yönetim biçimlerinin ormansızlaşmayı önlemedeki rolünü araştırdı. Çalışma, bu bölgelerdeki başarının yalnızca coğrafi konumla açıklanamayacağını; arazi temelli yönetişim, güçlü liderlik ve insan dışındaki canlıları da kapsayan daha ilişkisel bir sosyo-ekonomik anlayışla bağlantılı olduğunu ortaya koydu.
Bu bulgu önemli çünkü “yerli halk ormanı koruyor” şeklindeki basit bir cümleyi daha karmaşık bir soruya dönüştürüyor:
Hangi toplumsal kurumlar ormanı korumayı mümkün kılıyor?
Güç İlişkileri: Amazon’da Toprağın Ekonomik Değeri
Çevre sorunlarının merkezinde çoğu zaman güç ilişkileri bulunur.
Güç, yalnızca birinin diğerine emir vermesi değildir. Bir kaynağın nasıl tanımlanacağına, kim tarafından kullanılacağına ve kararların kim tarafından alınacağına ilişkin yetki de güçtür.
Amazon’da bu güç; devlet kurumları, şirketler, büyük toprak sahipleri, yerel topluluklar, yerli halklar, çevre örgütleri ve uluslararası finans mekanizmaları arasında paylaşılır.
Bir maden projesinin ekonomik kalkınma olarak görülmesi ile aynı projenin bir topluluk tarafından yaşam alanına yönelik tehdit olarak görülmesi, yalnızca farklı görüşlerin çatışması değildir. Bu aynı zamanda “kimin tanımı geçerli olacak?” sorusudur.
Mülkiyet ve toprak hakkı
Araştırmalar, yerli topraklarının ormansızlaşmaya karşı önemli bir tampon işlevi gördüğünü gösteriyor. 2020’de PNAS’ta yayımlanan kapsamlı bir araştırma, Amazon’daki yerli bölgeler ve korunan alanların 2016 yılında bölgedeki karbonun yüzde 58’ini depoladığını, buna karşılık net karbon değişiminin yalnızca yüzde 10’unun bu alanlardan kaynaklandığını ortaya koydu. Bununla birlikte bu bölgelerin tamamen güvende olmadığı ve bozulma ile yangınların önemli karbon kayıplarına yol açtığı da vurgulandı.
Daha yeni bir çalışma da Brezilya Amazonu’ndaki yaklaşık 5.500 nüfus sayımı alanını inceleyerek yerli bölgelerinde ormansızlaşmanın alternatif arazi kullanımlarına kıyasla yüzde 48-83 daha düşük olduğunu buldu. Fakat araştırma aynı zamanda önemli bir çelişkiye dikkat çekti: Ormanların korunması bazı durumlarda yerli topluluklar açısından gelir ve eşitsizlik bakımından daha sınırlı sosyo-ekonomik kazanımlar anlamına gelebiliyordu.
Bu sonuç bize çevre politikalarının en zor sorularından birini gösteriyor:
Bir ormanı korurken orada yaşayan insanların yaşam koşullarını nasıl iyileştirebiliriz?
Sadece orman alanını korumak yeterli değildir. Eğer koruma politikası yerel halkı yoksullaştırıyor, karar süreçlerinden dışlıyor veya toprak üzerindeki haklarını zayıflatıyorsa, ekolojik başarı toplumsal açıdan eksik kalabilir.
İşte burada Toplumsal adalet kavramı devreye girer.
Toplumsal adalet ve eşitsizlik Arasındaki Bağ
İklim değişikliğinin en çarpıcı çelişkilerinden biri şudur: Çevresel krize katkısı görece düşük olan topluluklar, çoğu zaman sonuçlarından daha fazla etkilenebilir.
Amazon’da ormana bağımlı topluluklar; yangınlar, kuraklık, su kaynaklarının bozulması, arazi kaybı ve ekonomik dönüşümler karşısında yüksek kırılganlık yaşayabilir. IPCC, Amazon’daki yerli halkların, geleneksel toplulukların, küçük çiftçilerin ve yoksul kent nüfusunun iklim değişikliği ile arazi kullanımındaki değişimin birleşik etkilerine karşı ciddi riskler taşıdığını belirtmektedir.
Dolayısıyla iklim politikası yalnızca karbon miktarlarını hesaplayan teknik bir mesele değildir.
Aynı zamanda şu soruların sorulmasını gerektirir:
Kim karar veriyor?
Kim bedel ödüyor?
Kim ekonomik fayda sağlıyor?
Kimin bilgisi kabul ediliyor?
Kimin sesi toplantı masasında duyuluyor?
İklim finansmanı ve temsil sorunu
Son yıllardaki akademik tartışmalarda özellikle REDD+ gibi orman temelli iklim politikaları etrafında bu mesele öne çıkıyor. 2024 tarihli bir çalışma, Amazon’da iklim adaleti yaklaşımının yerli halkları yalnızca “paydaş” olarak değil, hak sahibi topluluklar olarak ele alması gerektiğini savunuyor. Arazi hakları, kendi kaderini tayin, karar süreçlerine katılım ve özgür, önceden ve bilgilendirilmiş rıza gibi ilkeler bu yaklaşımın merkezinde bulunuyor.
Buradaki mesele oldukça temel: Bir topluluğun yaşadığı alanı korumaya yönelik uluslararası bir proje hazırlanıyorsa, o topluluk gerçekten kararın parçası mı, yoksa yalnızca projenin sonunda görüşü alınan bir “hedef grup” mu?
Bu ayrım küçük görünse de aslında güç ilişkilerinin tam merkezindedir.
Bir Saha Araştırması Bize Ne Söyler?
Sosyolojinin en güçlü yönlerinden biri, büyük kavramları gündelik hayatın içine taşımasıdır.
Bir saha araştırmacısının Amazon’daki bir topluluğa gidip yalnızca “ormanı nasıl koruyorsunuz?” diye sorması belki yeterli olmayacaktır. Daha derin sorular gerekir:
Gününüz nasıl geçiyor?
Hangi kaynaklara erişebiliyorsunuz?
Arazinizin sınırlarını kim belirliyor?
Çocuklarınızın geleceğini nasıl düşünüyorsunuz?
Kadınların karar alma süreçlerindeki rolü nedir?
Gençler köyde kalmak mı istiyor, şehre gitmek mi?
Devlet görevlileri geldiğinde ne hissediyorsunuz?
Bir şirket yatırım teklif ettiğinde bunu fırsat mı, tehdit mi olarak görüyorsunuz?
Bu sorular, “ormanı korumak” gibi soyut bir hedefin altında çok farklı hayat hikâyelerinin bulunduğunu gösterir.
2025 tarihli Apurinã araştırmasının dikkat çekici yanı da budur. Çalışma yalnızca uydu görüntülerine dayanmamış, mekânsal analizleri topluluk temelli ve etnografik yaklaşımlarla birleştirmiştir. Böylece ormansızlaşmayı önleyen sonuçların arkasındaki toplumsal kurumları ve ilişkileri anlamaya çalışmıştır.
Bu yaklaşım bana göre çevre araştırmalarının geleceği açısından oldukça değerli. Çünkü bir haritada “orman kaybı düşük” yazması bize sonucun ne olduğunu söyler; fakat insanların deneyimlerini dinlemek, bize bunun nasıl mümkün olduğunu anlatabilir.
“Gezegenin Akciğerleri” Benzetmesinin Sosyolojik Sınırları
“Amazon gezegenin akciğerleridir” cümlesi güçlü ve akılda kalıcıdır. Fakat her güçlü metafor gibi bazı şeyleri görünür kılarken bazı şeyleri gizleyebilir.
Birincisi, Amazon’u yalnızca dünyanın ihtiyaçları için var olan bir organ gibi düşünme riski vardır. Böyle bir bakışta orman, insanlığın karbon ihtiyacını karşılayan bir “hizmet sağlayıcıya” dönüşebilir.
Oysa Amazon’da yaşayan insanlar yalnızca küresel iklim sisteminin parçaları değildir. Onların kendi tarihleri, kültürleri, hakları ve gelecek tasarımları vardır.
İkincisi, “akciğer” metaforu ormanın biyolojik değerini öne çıkarırken adalet meselesini arka plana itebilir.
Belki daha doğru bir ifade şudur:
Amazon, yalnızca gezegenin ekolojik sisteminin değil, aynı zamanda karmaşık insan topluluklarının da yaşam alanıdır.
Bu nedenle Amazon’u korumak, sadece ağaçları korumak anlamına gelmez.
Amazon’un Geleceği Aslında Nasıl Bir Toplum İstediğimizle İlgili
Bugün Amazon’a ilişkin tartışmaların büyük kısmı karbon, yangın, tarım, madencilik ve biyolojik çeşitlilik üzerinden yürütülüyor. Bunların hepsi son derece önemli. Fakat sosyolojik bakış açısı bize bir adım daha geriye çekilip sistemin tamamına bakmayı öneriyor.
Ormansızlaşmayı yalnızca bireysel açgözlülükle açıklayamayız.
İklim krizini yalnızca tüketici davranışlarıyla çözemeyiz.
Yoksulluğu yalnızca insanların yanlış tercihleriyle açıklayamayız.
Çevre korumayı da yalnızca yasaklar üzerinden düşünemeyiz.
Çünkü bireyler, toplumsal yapıların içinde hareket eder.
Bir insanın hangi seçeneği “özgürce” seçebildiği; sahip olduğu ekonomik kaynaklara, eğitimine, toplumsal cinsiyetine, etnik kimliğine, yaşadığı bölgeye, mülkiyet haklarına ve siyasal gücüne bağlı olabilir.
Bu nedenle Amazon meselesi aynı zamanda bir eşitsizlik meselesidir.
Ve belki de “gezegenimizin akciğerleri” ifadesinin en güçlü tarafı burada ortaya çıkar. Bize yalnızca ormanın önemini değil, kendi toplumsal yaşamımızın doğayla ne kadar iç içe olduğunu hatırlatır.
Sonuç: Akciğerlerimizin İçinde Kimler Yaşıyor?
Amazon Yağmur Ormanları’na uzaktan baktığımızda sonsuz bir yeşillik görebiliriz. Biraz daha yaklaştığımızda nehirleri, köyleri, şehirleri, tarım alanlarını ve yolları fark ederiz. Daha da yaklaştığımızda ise insanların hikâyeleri ortaya çıkar.
Ormanın korunmasıyla geçimini sürdürmeye çalışan aileler vardır. Atalarının topraklarını savunan yerli topluluklar vardır. Çevresel yıkımdan ekonomik fırsat elde etmeye çalışan şirketler vardır. Kamu politikaları hazırlayan devlet kurumları vardır. Çocuklarının geleceğinden endişe eden ebeveynler vardır. Geleneksel bilgiyi yeni kuşaklara aktaran kadınlar ve erkekler vardır. Şehre gitmekle kendi topluluğunda kalmak arasında seçim yapmaya çalışan gençler vardır.
Dolayısıyla “Gezegenimizin akciğerleri olarak tanımlanan yer neresidir?” sorusunun cevabı Amazon Yağmur Ormanlarıdır; fakat bu cevabı yalnızca coğrafi bir bilgi olarak bırakmak, meselenin en önemli kısmını kaçırmak olur.
Amazon aynı zamanda insan ile doğa arasındaki ilişkinin, ekonomik çıkarlarla ekolojik sınırların, geleneksel bilgiyle modern kurumların ve Toplumsal adalet ile eşitsizlik arasındaki mücadelenin görülebileceği devasa bir toplumsal laboratuvardır.
Belki de asıl soru “Amazon’u nasıl kurtarabiliriz?” değildir.
Belki asıl soru şudur:
Nasıl bir toplum kurarsak Amazon’un korunması ile insanların iyi bir yaşam sürmesi birbirinin alternatifi olmaktan çıkar?
Kendi yaşadığınız yerde doğayla kurduğunuz ilişkinin toplumsal çevreniz tarafından nasıl şekillendirildiğini hiç düşündünüz mü?
Yaşadığınız bölgede çevre konusunda kararları kimlerin daha fazla etkilediğini gözlemlediniz mi?
Kadınların, erkeklerin, gençlerin, yaşlıların veya farklı ekonomik grupların doğaya erişimi sizce gerçekten aynı mı?
Çevreyi koruma adına alınan bir kararın bazı insanları diğerlerinden daha fazla etkilediğine tanık oldunuz mu?
Ve en önemlisi: Kendi gündelik hayatınızda doğa, eşitsizlik, güç ve adalet arasındaki ilişkiyi nerede hissediyorsunuz?
Alphanova okurları için hazırlanan Gezegenimizin akciğerleri olarak tanımlanan yer neresidir içeriği burada sona eriyor.
Kaynakça ve İleri Okuma
Bilimsel ve kurumsal kaynaklar
- IPCC, Climate Change 2022: Impacts, Adaptation and Vulnerability – Cross-Chapter Paper 7: Tropical Forests. Tropikal ormanların iklim, biyolojik çeşitlilik, geçim kaynakları ve yerli topluluklarla ilişkisine dair kapsamlı değerlendirme.
- IPCC, Climate Change 2022 – Chapter 12: Central and South America. Amazon’daki geleneksel üretim sistemleri, agro-biyoçeşitlilik ve yerli toplulukların iklim uyumu üzerine değerlendirmeler.
- Walker, W. S. ve diğerleri, “The role of forest conversion, degradation, and disturbance in the carbon dynamics of Amazon indigenous territories and protected areas”, Proceedings of the National Academy of Sciences, 2020. Amazon’daki yerli bölgeler ve korunan alanların karbon depolama ve orman kaybındaki rolünü inceler.
- Evans, K. L. ve diğerleri, “Socio-economic and environmental trade-offs in Amazonian protected areas and Indigenous territories revealed by assessing competing land uses”, Nature Ecology & Evolution, 2024. Koruma politikalarının ormansızlaşma, gelir, eşitsizlik ve yoksulluk üzerindeki sonuçlarını karşılaştırır.
- Osborne, T. ve diğerleri, “Climate justice, forests, and Indigenous Peoples: toward an alternative to REDD+ for the Amazon”, Climatic Change, 2024. İklim adaleti, yerli hakları, karar süreçlerine katılım ve iklim finansmanı arasındaki ilişkiyi tartışır.
- “Indigenous governance and relationality have effectively avoided forest loss in the Southwest Amazon”, Communications Earth & Environment, 2025. Apurinã bölgelerinde yönetişim, liderlik ve orman kaybının önlenmesi arasındaki ilişkiyi topluluk temelli ve etnografik yöntemlerle araştırır.
- FAO, Forest governance by indigenous and tribal peoples, 2024. Latin Amerika ve Amazon havzasında yerli ve kabile topluluklarının orman yönetişimi, toprak kullanımı ve koruma açısından rolüne ilişkin veriler sunar.
Kaynakları metin içinde açıkça eşleştir
Kavramları daha tutarlı tanımla